Sıkı Bir Perhiz Lazım Şimdi!

Eskiden geceler daha sessiz olduğu için muhayyilemiz daha genişti. Şimdilerde gecenin sessizliği gitti, gündüzün karmaşasının numuneleri ile gürültülü bir hâl aldı. Neticede tefekkür dünyasına açılan kapıları bu gürültüden göremez, o hikmetli sözleri duyamaz olduk.

Uyuduk ama dinlenemedik. Yorgun başladık güne… Çalıştık ama kazanamadık. Çünkü çalışma gayemizi unuttuk. Hazır kurulu bir düzenin çarklarıymış gibi bir vehimle günlerimiz bir birinden ayırt edilemez oldu. “Bir günü bir gününe benzeyen ziyandadır” ikazını duyamaz olduk.

Biz an’da kalalım duasıyla yol alırken ne o an’ı yakalayabildik, ne geçmişten ibret alabildik ne de geleceğe umutla bakabildik. Bir karmaşa sardı ruhumuzu. Müsebbibi mi? Elbette yine bizdik… Fark ettik mi; belki biraz. Ne zaman fark etmeye çalışsak o karmaşanın karşı konulmaz zannettiğimiz girdabı çekti bizi içine.

İnşaa öz’de başlar, söze vurur, göze ulaşınca görmeye başlarsın bir bir, hikmet pencerelerini… Ya biz? Öz’e inmeden kabuğun şeklinde mi boğulduk? “Kim vurdu”ya gitmesin bunca çaba ve gayretler. Ülfet denen kalın bir perde var ya hani… Hani bizim normal zannettiklerimizin aslında bin bir mucizenin tezahürü olduğunu gözümüze kapatan… Onu biraz da olsa aralamak lâzım değil mi?

Ne ile peki?

Gecenin o dingin sessizliğini yeniden yakalayarak. Düşünce dünyamızda mâlâyâniyat dediğimiz ne kadar kabuk varsa onları aşarak… O mâlâyâniyat ki önce zihnimizdekileri bulandırdı, oradan imânın mahalli olan kalbe radyasyon misâli sızıverdi.

Sıkı bir perhiz lâzım şimdi. Maddi ve mânevi bir perhiz. Yediğimiz her türlü gıdadan, içtiğimizden tutun, gördüğümüz bütün vizyonlar, işittiğimiz bütün nidalar, konuştuğumuz her bir kelâma kadar sıkı bir perhiz…O perhizdeki sebatımız düşüncelerimizi durultacak, ülfet perdesini aralayacak ve tefekkürün derinliğine göre teşekkür, kökleri zihnin derinliklerinden başlayıp dalları ve meyveleri gönle uzanan, can suyu ihlâs olan Tuba ağacına dönüşecek biiznillah…

Aynur Erden / Kadim Bilgelik Okulu Kur’an Terapisi