ÇEK ELİNİ ÜZERİMDEN EY YILANOĞLU BANA İNSANOĞLU DOKUNSUN

Doğayı insandan ve insanı insanın şerrinden koruyan Corona.

‘Kimsenin gözünün yaşına bakmam artık el mi yaman bey mi yaman diye kükredi. Geliş sebebimi sorma onu biliyorsun can pazarında soru sorulmaz sıkışanlar bilir ve soru sormakla da benden kurtulamazsın. Beni sana musallat eden var ve ben onun hizmetçiyim. Anlaşmanız vardı ve sen gaflete düştün sonucu benim hepsi bu’.

‘Allah’ım bu süreç olsun, son olmasın’ dedi insanoğlu

‘Korkma kulum’ dedi iç sesi, Rahmeti geniştir ama böylesi öğrenmeleri kendine bir daha seçmemen için bu sert uyarı ’zül celali vel ikramdır’.

Corona kim ve bunu hangi bilinçler yarattı?
Kahramanlar doğurma ki savaşlar olmasın zarar verme ki zarara uğramayasın.
Ama onlar haksız biz haklı, bütünlüksüzlük ve bölünmüşlük
İşte zihnin mayası
Dedikodu yargı ve etiketleme virüslerinin biyolojik izdüşümü ve maddeleşmiş hali.

Her şey düşünce ile başlar düşüncelerin gölgesi muhattap olduğumuz olayları doğurur ve doğa olaylara biyolojik düzeyde kendini dengeleme amacı ile ayrım yapmadan cevap verir. Düşünce olaylarda ve olaylar da ve doğa da karşılığını bulur. Yalan üzere hormonlu ve çıkarcı Gdo’lu yaşamlar kendisine uygun karşılığı ahireti olan sürecinde yani şimdide görüyor…
”Kulum beni nasıl bilirse Ona öyle muamele ederim.” O zaman nasıl yaşarsanız öyle bilmeye ve o ölçü ile yargılamaya ve o yargı ile de yargılanmaya hazır olmalı insan.
İki türede yaklaşabilirsin ya şehir, instagram, dedikodu, korku labirenti ile veya doğa uyum perma kültür anlayışı ve kuşatıcılığı ile.

Virüs bir şey yapmadı ve yapamaz kimse kimseye gerçekte bir şey yapamaz ama bize bir şey oldu ve olması gerekiyordu tabi ki. Neden mi oldu?
Her şeye bir neden arayan ve doymak bilmeyen dedikoducu zihin labirentİ içinde sıkışıp kalmak ve her şeyi haddini bilmezcesine kurcalamak ve tevekkülü ıskalamak.

Gizemli cennet bahçelerinin naif çiçeklerini ve çocuklarını yolarak ve hayvanlarını yakarak anlamaya çalışan ve kendi cehennemini kendisine hazırlayan insan gerçekte bu hali ile neyin üstünü örtüyor ve neyin savaşını veriyor kendi içinde ve bu virüs artık neye son vermek neyi gözüne sokmak için geldi.’ Artık dokunma’dedi” kendi doğana dön zihnini doğadan çek ‘yeterince zarar verdin hem kendine hem bana. Bu sıkıştıran morartan kanatan zihinle neyi tatminin ediyorsun yoksa huzursuzluğunun intikamı benden mi alıyorsun.’

Huzur güven ve anlayış çaba istemiyor bizden. O basitçe biziz. Tıpkı Tarkan’ın biz çocukken şarkısında dediği gibi. Ama şimdiki insan cırmalama saldırma ve kanatma ile beslenme düzeyine düştü. Sahte benlerin savaşı ile ruhu yaralamak ne kadar akıllıca. Ve tabi ki inatçı bir virüs ve egonun inatı ile illa benim dediğim olsun diyen varlığını bu yolla korumaya çalışan zihin.

Ah maddi veya manevi düşünenin elinden tutabilsek ve düşen de kalktığında kendisini kaldıran eli cırmalamasa ve eller gönüller birbirine dokunsa. Tutsak yaşamların tutkulu ve tutuklu halleri büyük bırakış ve ihanetlere sebep olmasa da dokunmanın zarifliği ve saygının inceliği ruhumuzu beslese.

Tutanlar ve tutunanlar bırakacak ve bırakılacak ama anlayanlar dokunacak.
Devir tutma ve bırakma değil dokunma ve anlama devri.

Peki şimdi ne yapmalı.Sessizce önündeki iş ile samimi ve dürüstçe hakkı hukuku ile meşgul ol tövbeyi ve istiğfarı artır öz eleştiri için kendi iç odana gir ne yapacağını artık sorma kaçma kendinden ve sorulanı da sorumlu tutma biliyorsun ne olduğunu basitçe artık yap artık ve güven Allah’a öze varlığa…

Kubilay AKTAŞ/Kadim Bilgelik Okulu