KENDİN KENDİNİ FARKETMELİSİN

Bizim uğrumuzda mücahede edeni, yollarımızda ilerletip gerçeğe erdiririz.
Ankebut Suresi, 28/69

Kendini arıtan kişi mutlaka umduğuna ermiş, kurtuluşa ve mutluluğa kavuşmuştur.
İlahi İhsan

Mücahede, ceht kendiniz üzerinde izleme bilinciyle yaptığınız çalışmanızdır ve önce içsel yolunuzda sizi ilerletir. Ancak bununla kendi gerçekliğinize, sizde tek gerçeklik olan İlahî Ben’e uyanabilirsiniz. Kendini arıtma, yaşamınızı yalıtma, özdeşleşmelerinizi fark etme ve dönüştürmeyle umduğunuza erersiniz ki, insanın en büyük umudu ve mutluluk kaynağı kendini gerçekleştirmesidir.

Maslow’a göre insanın yapması gereken self-actualization-kendini gerçekleştirme aşamasına gelmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırması için kendine yardım etmesidir. Kendini gerçekleştirmenin önündeki engel, paradoks gibi gelse dahi, insanın yine kendisidir. Bunu kimse onun adına yapamaz. Yalnızca kendisi yapabilir ve sadece kendi yaparsa gerçektir. Yumurta içeriden kırılırsa yaşam olur, dışarıdan kırıldığı takdirde ölüme sebep olur. Kimse sizin yerinize uyanamaz; bu sebeple izlemeye önce kendinizden başlarsınız. Bedeninizi, duygularınızı ve düşüncelerinizi izlersiniz.

Kendinize uyanma, tüm varlığınızın bilgisine uyanmanızdır. Kendini bilme, bu bilgiyi yaşamınızda kullanıyor olmanızdır. İzlemeyle bilir, bilmekle varlık verir ve ancak bu şekilde anlayışa gelirsiniz.

Yaşam, bilgi, varlık ve deneyim sacayağı üzerine kurulmuştur. Biri bile olmadan geldiğiniz nokta eksik olabilir. İzleme, bu anlamıyla kendinize uyanmanın ilk aşamasıdır. İzleme, sizde bir hüner haline gelirse diğer ayakların sürecin içinde yerlerine oturduğunu fark edersiniz.
Hz. Peygamber (a.s.m); ilim anlayış iledir der. Eğer anlayış varsa ilim yaşamınıza yansıyabilir. Kendinizi izler, bunun anlayışına erişirseniz kendi yaşamınız sizin en yüksek ilminiz olur. Dışarıdan bilgilere ihtiyaç duymaksızın izleyerek kendini bilme, sizde yeni bir anlayış meydana getirir. İzlemeyle eskiyi bırakır, yeni anlayışa yer açarsınız.  İnsan psikolojisi uzay zaman boşluğu kadar geniştir. İzleme, sizi bu engin genişlikle karşı karşıya getirir ve burada kendi bilinciniz üzerinde dilediğiniz her şeyi yapma olasılığınız vardır.

İlahî yasa, teklifler üzerinden işler. Kuran-ı Kerim’deki bazı hitap şekli düşünmez misiniz?” üzerinedir. Evet ile Hayır’ın aralığında bir boşluk vardır. Yaşamınız ve aldığınız kararlarla o boşluğu işlersiniz ve varlıkta bir şekil alırsınız. Buradaki özgür bırakma rahmettendir ki, ancak bu şekilde insan kendi potansiyelini açığa çıkarabilir ve buna uyanabilir. Kendi yaşamınızı bu anlayışla gözlemleme bilinci, evet ile hayırın arasındaki boşluğu size gösterir. Bu anlayışla kendi sorumluluğunuzu tamamen üzerinize alır ve kendi içinizde çözersiniz. Kendi içinizde çözdüğünüz her mesele, dış âleminizi de aydınlatır, olay ve durumları okumanız değişir, görüşünüz berraklaşır.

Dünya üzerindeki birçok sorunun kaynağı, problemi hep dışarıda aramaktan kaynaklanmaktadır. Hâlbuki dışarıyı kuran insanın kendi zihnidir. Bilimsel araştırmalar dahi aynı hakikati gösteriyor. Kendi varlık algımıza göre âlemler oluşturuyoruz. Dolayısıyla şu an içinde bulunduğumuz dünyanın durumu, hepimizin algısından kaynaklanmaktadır.

Bütün fiiller, ancak bir faili gösterir. Fiiller çoktur, ancak fail tektir. Fail merkezde, daima diridir ve fiiller, o fail aracılığıyla olur. Gözlemci tektir, ancak gözlemlenenler çoktur. Kişi, kesintisiz daimi olan gözlemciye değil; gözlemlediklerine odaklanmıştır. Gözlemledikleri perdelerin varlığı gözlemciye, gözlemciyse ancak tanığa, nihai gözlemciye bağlıdır. Bu hepsini kuşatan, her şeyi yapmaya kadirdir. Buna uyanan insan; kendini ve özünü, yani Hakk’ı bilmiştir. Hak, kendisini Allah ismiyle bildirmiştir; Allah ise kendisini fiilleriyle göstermiştir. Hak’ta yaşamak, fiillerde görmek, Allah’ta ise bilmek vardır.

Düşüncelerimizin Şekil Bulması

Düşüncelerimize enerji yüklemesi yaptıkça, zamanla canlanmaya ve cisim şeklinde karşımıza çıkmaya başlaması söz konusudur. Bütün karamsarlık, korku, endişe, kaygı içeren düşüncelerin uykuda veya uykunun belli eşikleri olan trans, yakaza gibi hallerde cisimler, objeler, karaltılar şeklinde karşımıza çıkması mümkündür. Düşlerimiz olan düşüncelerimize can, enerji, hayat verdiğimizde onlar canlılık katmanlarında bize görülebilirler.

Gecenin bir vakti göğsüne oturmuş olan dışarıdan değil; bizzat içinden yükselen bir düşüncenin, bir duygunun, bedenlenmiş, canlanmış hali olabilir. Hatta tohumunu sizin attığınız o düşüncenin veya duygunun kendi frekansınıza uygun nice titreşimlerini sizin âleminize bile misafir edebilir. İnsan kaynağının kendisi olduğu enerjilerin kendisine yansımasına muhatap olduğu gibi, bazen başka kaynakların bir hikmete binaen, yine kendi gelişimi için bazı enerjilerine maruz kalabilir.

İlk dört beden seviyesinde insan duygu ve düşüncelerden kaynağını almış tecellilere maruz kalabilir. Daha üst notalara çıktıkça artık bunların kanunlarından çıkar ve onlar üstünde de bir kudret sahibi olabilir. Bu bir yasadır, bulunduğunuz âlemin kanunlarına tâbisiniz. Varlık seviyeniz kendini bilme ve uyanma ile yükseldikçe daha az kanuna tabi olursunuz. Artık burada, sizin bilinciniz ve iradeniz ile kanunlar belirlenir; lâkin siz saf oluşu deneyimlediğinizden hiçbir tercihte bulunmaz sadece olursunuz.

Muhakkak o çalışmasının karşılığını yakînde görecektir. Necm, 40

İnsan etrafında ördüğü bu düşünce, duygu yumağı ve bunların farklı katmanlardaki cisimleşmiş, kümeleşmiş halleriyle yaşar. Bir noktadan sonra insan artık kendi özgün iradesiyle değil, düşünce ve duygular aracılığıyla yaşar.

Kişi yoktur, uykudadır. Geçmişin oluşturduğu bütün etkiler kendisi ile yaşar. Şimdi yaşamına bir bakın, siz mi yaşıyorsunuz? Yoksa alışkanlık ve korkularınız mı yaşıyor?

GERÇEK HAZİNE SENSİN !

Hakikat tektir, fakat ifade edilişleri farklıdır. Farklılıklar sizi yanıltır ve cennet olan dünyanızı cehenneme çevirirsiniz.;

Hakikat dili semboliktir, çünkü hayat sınırlı ve sonlu değildir. Cahiller zamanda ve zihinde kalmış ve onunla hayatı anlamaya çabalayanlarıdır. Bu çaba, cehennemin tâ kendisidir. Cehenneme çabalarken düşersin cennete ise anlayışla yükselirsin.
Kurtuluşun tek yolu var, kendini bilmektir.
Kendini bilmek, sizde ölmeyen kesintiye uğramayan şuuru inşa etmektir.
Bu yapmakla ilgili değildir, olmak ve idrakle ilgilidir.
Şimdide ve burada olmanızın tek bir sebebi var: Olmak…
Tartışmak size neyi kazandırır?

Söylediğiniz şeyin deneyimi ve anlayışı siz de yoksa sessizleşin ve içe yönelin. Bu daha onurludur. Slogan ve tekrarlarla ilerlemeyin, her şeye yorum yaparak kendinizi köreltmeyin.Basitçe içe yönelmeyi, doğa ile bütünleşmeyi daha sessiz bir zihinle yaratıcı bilince yükselmeyi deneyin. Böylece gereksiz tüm yüklerden kurtulacak ve gerçekten sevdiğiniz ve sizi mutlu kılacak işlere yöneleceksiniz.

Ab-ı Hayat olan ölümsüzlük içkisini, Süleyman’ın mührünü dışarıda aramayın. Hepsi sizin psikolojik bilinç katmanlarınızda olasılıklar olarak duruyor. Dış odaklı değil, iç-bilinç odaklı olursanız mührün de, asanın da, hazinenin de sizde olduğunun farkına varırsınız. Şeytan şehvet, öfke ve bu kaynaklı duyularınızın mitolojik ve arketipal görüntüleridir. Siz kendi suretlerinizi bilmiyorsanız, onlardan korkar ve tesiri altına girersiniz.Peki, sizi bundan kim kurtaracak? Siz, bilinçle bunların sizin suretlerin olduğunu bilirseniz, başına gelen her işin kendi elinizle olduğunu anlarsınız, o zaman hepsinden kurtulursunuz.

Kendi yaşam geminizin dümeninde, bilinç ve farkındalıkla hiçbir yere ayrılamamayı deneyin. Okyanusun ve dalgaların keyfine varın, ama dümenden, şimdiden hiçbir yere ayrılmayın.

İKİ DAĞIN ARASI GEÇMİŞ VE GELECEK

Kendini bilmek, tüm mülk ile bağlantılı olduğunu bilmektir. Burada yargı ve zan düşer sizden, çünkü her ne oluyorsa seninle bir bağlantısı olduğundan oluyordur. Şu anda ve burada içinde olduğum anda olanın benim ile bağlantısı nedir sorusu kendini bilme bilincini, sizden açığa çıkarır.

Hz. Musa, Tur Dağı olan kutsal vadide Rabbi’nin, “Dur Ey Musa! Ayakkabılarını çıkar, kutsal vadi olan Tuva’dasın.” hitabı ile durmuştur.
Vadi iki dağ, geçmiş-gelecek arası geçittir.

Tuva ise kutsal, övülmüş, hedefte ulaşılmayı bekleniyor olan, sena edilendir.

Musa (a.s.) geçmişi ve geleceği temsil eden ayakkabılarını çıkarttığında, tüm benliklerden arındığında geçmişi ve geleceği temsil eden iki dağ arasındaki geçit olan vadiye, kutsal vadi olan şimdinin bilincine doğmuştur. Tur tarafında bir ateş görüp ailesine, “Siz burada bekleyin, durun ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm.” demiştir. Ailesi bu zamana kadar izlediği ve özdeşleştiği tüm yaşamıydı, bütün kuvvetleriydi. Bu kuvvetler onunla beraberdi, onu engellemiyor ve ondan geri kalmıyordu. Mücadelede (çabada) devamlılık ve külfetsiz bir murakabe (yakînlik) için gerekli olan bütünleşme hâsıl oldu. Tur tarafında halden hale geçişlerinde, içsel dönüşünde, kendi seyri sulüğûndaki yolculuğunda bütünlüğünü fark etti ve kalp menzili olan turunda, döngüsünde ruh ateşini gördü. Burası apaçık ufuktur, fark ediştir ve Allah nebilerine vahyettiğini buradan vahyeder.

Yeri-zamanı-mekanı aşan ve onu da içine alan, sır adı verilen ve kalbin makamı olan yerde nefsinin kutsi ağacı olan tüm varlık katmanlarından ona seslenildi; “Ey Musa! Bil ki ben Allah’ım. Ey Musa! Bil ki Ben, Ben olanım. Kim ki ben oldu, ben onunlayım. Burası mükâleme ve sıfatlardan fena bulma makamıdır. Burada söyleyen de dinleyen de Allah olur.” Varlığın bütünlüklü ifade edilişi olan Allah; zamanda, mekânda değil sonsuzluktadır. Sonsuzluk varılacak bir yer, bir hedef değil şimdidir.

Allah ile olma, şimdide olmaktır.
Geçmişte, gelecekte değil; şimdi ve burada.

Bu kutsal ateşi gören ve tüm geçmişi ve geleceği durdurup İbrahimî bilinç ile buna tek başına girebilen, tekrar edişi ölümle dahi son bulmayan bu döngüde, labirentten sıçrayacaktır. Burası sonsuz olanın anlayışının ve hissedişinin doğacağı yerdir.

Şimdide uyanarak kendi mucizenin tanığı ol

Mucize, şimdide kendinize uyanmanızdır. Kendi üst boyutlarınızın sizi kuşatmasıdır. Mucize yukarıda olanın aşağıda, aşağıda olanın yukarıda aynı anda ve şimdide olması, olabilmesidir.

İnsan metafizik ve fizik kesişimindeki zamanda tam ortadadır. Metafizik (gök) kendi yasalarıyla, fizik (yer) kendi yasaları etrafında şimdide her an devinimdedir. İnsan denilen mana bilmediği veçheleriyle metafizikte, duyuları algıladığı yönleriyle de fiziktedir. Şimdide kendine uyanma, tam olarak bunu fark etmektir.

Algıladıklarınızın ötesine uyanma yani sadece beden, duygu ve düşünce olmadığınızı dünyadayken beden formumun içindeyken bilmeniz, bu anlayışa gelmenizdir. Uyanma, şimdiye uyanmadır.

Ölüm, form değiştirme bir uyanmadır, mamafih ölmeden daha bedenin içinde yaşayarak uyanma, insanın kendi kendisini fethetmesidir. Burası sonsuzluk, aşkınlık, vecd ve daimi anda kalmaktır. Şart ve koşulların yasasından kurtulmak, yasaların hükmünün olmadığı âlemlere uyanmaktır.

Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik. (Fetih, 1)

Gerçek fetih, kendiniz üzerinde olandır ve ilahî sistem tüm yasalarıyla size bu imkânı sunmaktadır. Doğanın sizi fethetmesine, oradaki bütünlüklü ve daimi akışın size dokunmasına izin verin. Allah, her an yarattığı her şeyle size dokunmaktadır. Evinizde misiniz? Bir düşünün. Varlıktaki her şey insanın kendini bilmesi ve dahi bilenin kim olduğuna uyanması içindir.

“Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.” (Fetih, 2)

Şimdi, daimi akan bir nehir gibi sizi temizler ve arındırır. Geçmiş artık yoktur, gelecek henüz gelmemiştir. Şimdide günah işleyemezsiniz, şimdide geleceğe gidemezsiniz; ancak tam olarak var olabilirsiniz.

İnsan, kendine dair bütün olasılıklarla şimdidedir, hadd-i zatında verilecek olan eksiksiz ve kusursuz olarak verilmiştir. Üzerine tamamlanan nimeti görmesi kendi çabasına bağlı kılınmış, insan olarak yaratılmış, hazretliğinin keşfi kendi iradesine bırakılmıştır.

Bilinmekliği dilemek arzusuyla varlığa yansımış, dileyenin isim, sıfat, fiilleriyle donanmıştır. Bir an durup düşünün, ilahî olana bedeninizin ev sahipliği yaptığını hiç aklınızdan geçirdiniz mi? Bu hissediş, sizi şimdide ve uyanık tutacaktır. Çünkü O, tüm yarattığı varoluşla şimdidedir, tamdır ve güzeldir.  

Ey Örtünüp Bürünen

“Ey örtünüp bürünen, Birazı hariç geceleyin kalk! Yarısı kadar yahut bunu biraz azalt ya da çoğalt Kuran’ı tane tane oku. Doğrusu sana biz ağır bir söz vahy edeceğiz.”
Müzemmil, 1-5

Ey örtünüp bürünen!

Ey Beden, duygu ve düşünce örtüleriyle geçmiş tekrarları içinde geçmişine bürünüp giysilerine sarılan! Kalk gaflet uykusundan, kalk Allah yolunda yürü, kendinde saklı olan cevheri bil, kendi gerçekliğinee uyan ve evini sağlam, yıkılmayacak olan bir zemine kur. Bilinçaltı dehlizlerini, nefis çöllerini aş. Oralardan sülûk et, kalp sahrası aşamalarında mesafe kat et, nefis makamı gecesinde içgüdü, akıl ve duygu merkezlerinin istilası esnasında gözlemlediklerinin, negatif tutumlarının ve benlerinin istilaları esnasında Allah’a, özüne yönel.

Birazı hariç. Zaruret gereğince gecenin bir kısmını dinlenme, yeme, içme, bedenin vazifeleri için ayır, zira bunlar yaşamın için gereklidir. Ruh, bu beden sahasından inşa edilecektir.
Kuran’ı tane tane oku.

Fıtratına derç ettiğimiz merkezlerin, surelerin, istidatların gözlemcisi olabilmek adına bunların farkına var. Bunların anlamlarını, manalarını ve hakikatlerini arınarak anla. Çünkü insan Kuran okumadan yani kendisini tanımadan kendi mekanik davranışlarının, tekrarlarının, farkına varmadan kendisini idare edemez, kendi çalışma fonksiyonlarını bilmeden özgür olamaz ve zihin sisteminin kölesi olarak kalır.

Doğrusu, biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz. Seni Ruhu’l Kudüs ile farkındalık nurundan, çalışmasından gelen yüksek benlik bilinci olan öz ben ile destekleyeceğiz. Seni farklı katmanlarda kaybolmuş benlerin ile tanıştırıp, onlar aracılığı ile desteklenmeni sağlayacağız. Bu nurun, farkındalığını sana ileteceğiz ki, içinde bilkuvve bulunan anlam ve hükümler fiile çıksın. Ağır bir sözü, ağırlığı olan bir sözü kudret dairesinde cisimleşebilen ve sistemleşen ilkeleri sana vahyedeceğiz. Artık söylediklerin gerçek kılınacak.

Bizim Allah’a duyduğumuz sevginin başlangıcı işitmeyledir; görmeyle değildir. Yani, söz konusu olan Allah’ın bize söylediği Kün yani Ol! sözünü işitmemizdir. Şekiller, suretler ve âlem Kün’den olmuştur. Bizler Allah’ın tükenmez kelimeleriyiz.
Allah-u Teâlâ şöyle diyor;

“Ey kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın bir elçisi, Onun Meryem’e ulaştırdığı bir kelimesi ve Ondan bir ruhtur.”
Nisa, 171

“Rabbi’nin adını an! Bütün varlığınla Ona yönel!”
Müzemmil, 8

Sakın kendinizi unutmayın, her eylem içinde kendinizi anımsayın. Eyleminizde kendinizden uzak olmayın. Siz bu beden şehrine sultan olursanız, yani özü bilmek neticesinde gelen farkındalık ateşiyle bu bedenle sınırlı olmadığınızı bilirseniz, kendinizi tüm evrenlerde seyredersiniz. Bedeniniz evren gibi iş görür. Sizi, içinizdeki saklı hazinenin hayretine ve dahi hayranlığına düşürecek şey, içinizdeki âlemlere olan şahitliğinizdir.

Şimdi bu hakikati öğrendikten sonra kemâle (varlığın bütünlüklü) haline ulaşmak için kendinizi okuyun.

Bütün varlığınızla Ona yönelin. Kendinizi tamamen Allah’a verin, tam bir farkındalıkla şimdiye gelin. “Ey! Kulum, ben hep seninle birlikteydim, ben hep buradaydım.” hitabını duyun. Geçici duygu ve düşünce girdaplarından yüz çevirin. Bu ayrılmanız, tam bir ayrılma olsun. Kendiniz zannettiğiniz her şeyden ayrışıp, kendim zannettiklerinize yabancılaşın, tam bir ayrılık yaşayın.

Bu yönelişle varlığınıza sıradan yollarla alınmayacak bir feyz, bir besin sağlanır. Özüne yönelmekle yani kendini anımsamayla tüm katmanlarına bir cezbe, bir şok vermiş olursun ki yeni kaynakların kapıları size aralanır; kendinizi bir de bu açıdan değerlendirmeye başlarsınız.

Sizin varlığınız, sizin fark ediş gücünüzdür. Siz, bir fark edişsiniz. Özünüz hariç her şeyi fark ediyorsunuz. Özün ne olduğunu deneyimlemek, bunu hatırlamak yerine, bunun ne anlama geldiği üzerine kafa yoruyorsunuz ve bu düşünce ile kendinizi ıskalıyorsunuz. Sözde kalmış, söz ile perdelenmişlerden olmayın. Rabb  şimdi burada ve seninle.

Ben şimdi kendim,

Kendimim şimdiliğinde,

Ey şimdi olan,

Benim üzerimdeki tasarrufun ne?

Ben hangi isim, sıfatlarının tecellisi olarak buradayım?

Ve bana gördüreceğin fiiller (işler) nelerdir?

Dualarınız sezgilerinizden aksın. Sizin her halinize nigâhban olan Rabb, sizi en iyi bilendir. Kendinizden yol bulup ona varmaya çalışın. Şimdi yürüyeceğiniz yol açık ve O orada…

 

MARS KOVA BURCUNA GİRİYOR !

30 Mart Pazartesi günü Mars KOVA burcuna geçecek ve 13 Mayıs’a kadar bu burçta kalacak.

Astrolojide Mars, Güneş ile beraber farkındalık kazanırsak özgür irade kullanabileceğimiz alanları anlatır. Mars hareket ve aksiyon gezegenidir. Hangi alanlarda nasıl inisiyatif aldığımız, hangi konulara enerji harcadığımızı gösterir. Aynı zamanda savaşmak, mücadele ve rekabet etmekle ilgilidir.

Kova burcu hava elementi ve sabit nitelikli bir burçtur. Hava elementi burçlar iletişim, sosyalleşme, düşünsel faaliyetlerle ilgilidirler. Sabit burçlar enerjinin içeriye yöneldiğini ve koşulları stabil tutmaya dönük olduğunu gösterir. İnatçılık ve esnek olamama özellikleri görülür. Kova burcunun klasik astrolojiye göre tek yöneticisi Satürn’dür, yani sistem bilgisi, bilim-teknoloji, kitlesel ağlar, toplumun geleceğini ilgilendiren konular gündemde olacaktır. Satürn de kova burcuna yeni girdiği için bu iki gezegen kendi enerjilerini kova burcunda ortaya koyacaklardır. Mars önümüzdeki 2 ay boyunca Satürn kova’nın ifade ettiği konuları aksiyon ve hareketlerle görünür kılacaktır.

Satürn yazın oğlak burcuna gerileyecek ve Aralık ayında Jüpiter ile kavuşarak bir daha 0 derece kova burcuna giriş yapacak. Yani bir hafta önce Satürn’ün girdiği 0 derece kova burcu aralık ayında tekrar tetiklenecek. Ama bu sefer ki kova burcuna giriş sadece bu açıdan önemli değil; Jüpiter ve Satürn astrolojide büyük zaman ölçerlerdir, çağın özelliklerini belirlerler (kronokratör denir), artık 200 yıl boyunca bütün Jüpiter- Satürn kavuşumları hava elementinde olacağı için de yeni bir çağa girdiğimiz belirtiliyor. Şimdiye kadar toprak elementinin konuları hakimdi artık hava elementinin konuları hakim olmaya başlayacak. Bu nedenle maalesef hava yoluyla bulaşan hastalıkları bundan sonra daha çok görmeye başlayacağız.

Satürn sorumluluk alma ve işlerin evrensel sisteme uygun olarak doğru yapılmasıyla ilgilidir. İnsanlar genelde evrensel sisteme uygun hareket edemediklerinden Satürn prensibi zorlayıcı olabilir. Kova özgürlük ile ilgilidir ve Satürn özgürlüklerin kısıtlanması, sınırlanması anlamına gelebilir. Kova bireysel bir burç değildir, ekip olmakla ilgilidir ve birlikte hareket edilmesi, birlikte sorumluluk alınması gereken konuları anlatır. Akıl ve mantığın ön planda olduğu bilimsel sistemlerin öne çıktığı görülecektir. 5G gibi hızlı teknolojik gelişmeler olacak ve Jüpiter ile beraber bunların ne kadar etik olduğu da tartışılacaktır. Bu bilimsel gelişmelere ayak uyduramayan toplumlar üzerinde baskı da oluşabilir. Satürn kova; ideal herkesin eşit olduğu demokratik bir sistemi anlatır ama böyle bir sistemin dünyada uygulanması mümkün olmadığı için genellikle ve kolaylıkla baskıcı bir sisteme dönebilir. Kova özgürlük isteyen yığınları gösterirken Satürn kontrol ve düzeni vurgular.

Mars kova burcunda özgürlükler ve toplumsal idealler için savaşır, kova her zaman toplumsal bir burçtur ve objektif bilgiyle ilişkilidir. Yani bilimsel mücadeleleri de gösterir. Satürn ve Mars’ın enerjisi birbirine zıttır, Mars bir an önce harekete geçip bir şeyler yapmak isterken Satürn yaşlı bir bilge gibi ona yavaşlamasını, iyice kontrol etmesini tembih eder. İki gezegenin kavuşum yaptığı haritalarda enerjinin kontrollü bir şekilde ortaya konulduğu görülür. Burada da yeni bilimsel icatların önümüzdeki aylarda gündeme geleceği söylenebilir. Bahsedilen alanlarda hareketlerin kısıtlanabileceği veya bazı girişimlerle ilgili yeni kararlar alınabileceği görülebilir.

Ankara’ya göre çıkarılan Mars kova giriş haritasında akrep burcu yükselirken Mars ve Satürn 3.evde yerleşmiş görünüyorlar. 3. ev Türkiye’nin komşularını gösterdiği için hareket ve aksiyonların daha çok komşular alanında olacağı söylenebilir. Veya ülke içi iletişim ve trafik ağlarına odaklanıldığı da düşünülebilir. Toplum düzenini sağlayanlar da en çok bu konuda çalışıyorlar.

Halk, bilgi almayı isteyen ikizler burcunda yerleşmiş görünüyor. Ancak Neptün ile karesi ve Merkür’ün de balık burcundaki yerleşimi kafasının çok fazla bilgiden dolayı karıştığını da gösteriyor.

Haritada Venüs’ün baskın olduğu görülüyor. Venüs boğa maddi konuları gösteriyor ve finansal alanda daha rahat bir akış görülüyor.
Hastalıkları gösteren evde Uranüs’ün yerleşmiş olması hastalığın seyrinin değişken olduğunu gösteriyor ve halkın kendi özgürlüklerini kısıtlayarak daha çok kendi çevresinde hastalığa karşı mücadele ettiğini gösteriyor. Bu hastalığı yenmek için bilgi edinmeye çalışıldığı, araştırmalar yapıldığı da düşünülebilir. Halkın kahraman olarak gördüğü bazı ünlü ve genç kişilerin de hastalıktan çabuk bir şekilde iyileştiği bu 2 aylık dönemde görülebilir.
Virüslerin, mikropların genel göstergesi Merkür olduğu için 11 Nisan Merkür’ün koç burcuna geçişiyle beraber bu yayılma temasının biraz eksileceğini umabiliriz.
Hepimizin hayrına olmasını dilerim.

Ebru KART / Kadim Bilgelik Okulu Astroloji Eğitmeni

ÇEK ELİNİ ÜZERİMDEN EY YILANOĞLU BANA İNSANOĞLU DOKUNSUN

Doğayı insandan ve insanı insanın şerrinden koruyan Corona.

‘Kimsenin gözünün yaşına bakmam artık el mi yaman bey mi yaman diye kükredi. Geliş sebebimi sorma onu biliyorsun can pazarında soru sorulmaz sıkışanlar bilir ve soru sormakla da benden kurtulamazsın. Beni sana musallat eden var ve ben onun hizmetçiyim. Anlaşmanız vardı ve sen gaflete düştün sonucu benim hepsi bu’.

‘Allah’ım bu süreç olsun, son olmasın’ dedi insanoğlu

‘Korkma kulum’ dedi iç sesi, Rahmeti geniştir ama böylesi öğrenmeleri kendine bir daha seçmemen için bu sert uyarı ’zül celali vel ikramdır’.

Corona kim ve bunu hangi bilinçler yarattı?
Kahramanlar doğurma ki savaşlar olmasın zarar verme ki zarara uğramayasın.
Ama onlar haksız biz haklı, bütünlüksüzlük ve bölünmüşlük
İşte zihnin mayası
Dedikodu yargı ve etiketleme virüslerinin biyolojik izdüşümü ve maddeleşmiş hali.

Her şey düşünce ile başlar düşüncelerin gölgesi muhattap olduğumuz olayları doğurur ve doğa olaylara biyolojik düzeyde kendini dengeleme amacı ile ayrım yapmadan cevap verir. Düşünce olaylarda ve olaylar da ve doğa da karşılığını bulur. Yalan üzere hormonlu ve çıkarcı Gdo’lu yaşamlar kendisine uygun karşılığı ahireti olan sürecinde yani şimdide görüyor…
”Kulum beni nasıl bilirse Ona öyle muamele ederim.” O zaman nasıl yaşarsanız öyle bilmeye ve o ölçü ile yargılamaya ve o yargı ile de yargılanmaya hazır olmalı insan.
İki türede yaklaşabilirsin ya şehir, instagram, dedikodu, korku labirenti ile veya doğa uyum perma kültür anlayışı ve kuşatıcılığı ile.

Virüs bir şey yapmadı ve yapamaz kimse kimseye gerçekte bir şey yapamaz ama bize bir şey oldu ve olması gerekiyordu tabi ki. Neden mi oldu?
Her şeye bir neden arayan ve doymak bilmeyen dedikoducu zihin labirentİ içinde sıkışıp kalmak ve her şeyi haddini bilmezcesine kurcalamak ve tevekkülü ıskalamak.

Gizemli cennet bahçelerinin naif çiçeklerini ve çocuklarını yolarak ve hayvanlarını yakarak anlamaya çalışan ve kendi cehennemini kendisine hazırlayan insan gerçekte bu hali ile neyin üstünü örtüyor ve neyin savaşını veriyor kendi içinde ve bu virüs artık neye son vermek neyi gözüne sokmak için geldi.’ Artık dokunma’dedi” kendi doğana dön zihnini doğadan çek ‘yeterince zarar verdin hem kendine hem bana. Bu sıkıştıran morartan kanatan zihinle neyi tatminin ediyorsun yoksa huzursuzluğunun intikamı benden mi alıyorsun.’

Huzur güven ve anlayış çaba istemiyor bizden. O basitçe biziz. Tıpkı Tarkan’ın biz çocukken şarkısında dediği gibi. Ama şimdiki insan cırmalama saldırma ve kanatma ile beslenme düzeyine düştü. Sahte benlerin savaşı ile ruhu yaralamak ne kadar akıllıca. Ve tabi ki inatçı bir virüs ve egonun inatı ile illa benim dediğim olsun diyen varlığını bu yolla korumaya çalışan zihin.

Ah maddi veya manevi düşünenin elinden tutabilsek ve düşen de kalktığında kendisini kaldıran eli cırmalamasa ve eller gönüller birbirine dokunsa. Tutsak yaşamların tutkulu ve tutuklu halleri büyük bırakış ve ihanetlere sebep olmasa da dokunmanın zarifliği ve saygının inceliği ruhumuzu beslese.

Tutanlar ve tutunanlar bırakacak ve bırakılacak ama anlayanlar dokunacak.
Devir tutma ve bırakma değil dokunma ve anlama devri.

Peki şimdi ne yapmalı.Sessizce önündeki iş ile samimi ve dürüstçe hakkı hukuku ile meşgul ol tövbeyi ve istiğfarı artır öz eleştiri için kendi iç odana gir ne yapacağını artık sorma kaçma kendinden ve sorulanı da sorumlu tutma biliyorsun ne olduğunu basitçe artık yap artık ve güven Allah’a öze varlığa…

Kubilay AKTAŞ/Kadim Bilgelik Okulu

Evrendeki En Büyük Hediye : NEFES 2. Bölüm

Doğru Nefes Alıp vermenin Sosyal yaşamımıza faydası var mı? , Doğru nefes alıp vermekle duygularımız değişir mi? , Nefesle farkındalık nasıl başlar? , Nefes ve Tasavvuf birbiri ile ilişkilendirebilir miyiz? Bütün bu sorulara cevap aranan ve geçen hafta ilk bölümünü yayınladığımız nefesin önemi ve hayatımızdaki etkileri ile ilgili faydalı bilgilerin yer aldığı röportajımızın ikinci bölümüne devam ediyoruz. Nefes alma tekniklerinden, doğru nefes almanın önemine kadar nefes ile ilgili merak ettiklerimizi Nefes Eğitmeni, Aslı Şengül Aktaş’a sorduk:

Doğru Nefes Alıp vermenin Sosyal yaşamımıza faydası var mı?

Bizler doğduğumuz anda saf şuur bilinci ile dünyaya geliyoruz. Aslında duygumuz sadece Aşkı ve Sevgiyi yaşamak için buradayız. Ayaklandığımızda kendi özgür irademizle tam ayaklanmaya başladığımızda Anne’den, Baba’dan, çevreden, örften, adet ve gelen göreneklerden bir sürü kısıtlamalar geliyor. Hep bir ket konuluyor önümüze ve farkında olmadan nefesi kısıtlamayı öğreniriz. Bu halde okul hayatımıza başladığımızda da başarılı olma adına, arkadaşlarımıza, çevremize kendimizi ispatlama adına hep bir şeye odaklanmamız lazım, rahatlıkla olmuyor bazı şeyler. Örneğin, iş yerine gittiğimde odaklanmamız gerekiyor, konsantrasyona sahip olmam gerekiyor, patronumla arkadaşlarımla ilişkiler içerisinde olabilmem için çok rahat olamazsın, hep odaklanma konsantrasyon halinde olmanız lazım bu doğru bir şey mi? doğru bir şey peki, buna ulaşabilmeniz için ne yapmanız lazım? Nefesinizi kısıtlayıp göğüs nefesi yapmanız lazım. Bu doğru bir olay, ancak eve döndüğünüzde ya da arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde hala bu durumdaysanız bu durum sizi ileride anksiyete’ye kadar götürür. Önemli olan bu durumun farkına varıp nefese bütünsel olarak almaya çalışmak. Bütünsel olarak nefes aldığımız zaman vücut daima dengede kalıyor.

Doğru nefes alıp vermekle duygularımız değişir mi?

Duygusal bedenimize baktığımızda enerji merkezleri çakralar bulunmakta. Bu çakralar görülmeyen bir alanda fakat bu çakraların fizik bedendeki atış noktaları bizim hormon bezlerimize, endokrin bezlerimize denk geliyor. Endokrin bezlerinde şöyle bir durum var, ben çok gerildiğimde böbrek üstü bezlerimizden adrenalin salınır veya gerilmedim, gerilebileceğim bir olayı hissettim/düşündüm. O anda bilinçaltı görmüyor, senin yönlendirmene göre hareket ediyor ve benim günlük yaşantımın %99’unu yöneten bir kısım bilinçaltı, sürekli beni gözetleyen ve bana zarar gelmesini engelleyen bir Anne gibi sürekli yanımda. Bir şey hissettiğimizde, beynimizdeki amigdala duygusal bedenimin ana merkezidir orası, bir şeye hatırlattığı zaman hemen adrenalin salınıyor. Adrenalin vücuda salındığında genelde kötü bir şey olarak düşünüyoruz, hırs, öfke hormonu. Değil, adrenalin salındığında pankreasa gider, çabuk insülin salgıla şekeri de al hücreye git sonra oksijen gelecek, besin ile buluşan oksijen Karbondioksit+su+ ATP enerjisi oluşur. ATP anlık oluşur anlık kullanılır, depo edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Derki, şu anda bir durum var, adrenalin salınsın ki ATP açığa çıksın çünkü o durumda bir şekilde bir mücadele için hareket etmemiz lazım, şu anda benim vücudumda adrenalin salınıyor. Neden? Benim elimi kaldırabilmem için enerjiye ihtiyacım var, illaki gerilmem için değil. Adrenalin salınır beyinde elektriksel sinyale döner ve kendimi ben biraz böyle hareket halinde hissederim veya beyinde pineal bezimizden serotonin salınır, elektriksel sinyale döner kendimi huşu ve mutluluk içerisinde hissederim. Gün içerisinde sürekli ben sığ nefes aldığım zaman adrenalin salınır. Derki, şu anda, vücut sığ nefes alıyor, otomatik olarak nefes kısıtlandı adrenalin salınsın. Dış odaklı olalım, dışarı ile ilgilenelim, biz yoğuz dışarıdan kendimizi korumak var aslında. Gün içerisinde ben sürekli bu şekilde isem, gergin ve endişeli isem, akşam yattığımda da gergin isem nefesim boğazımda ise beni bir nebze olsun mutlulukla uykuyla buluşturmaz. Beden uyusa bile, sığ nefes aldığımız için uyandığımda kendimi yorgun hissederim.

Adrenalinin ve serotonin dengede olması lazım. Gün içerisinde, mutsuz oldum adrenalin çıktı, üzücü bir olay oldu indi. Burnumda da birtakım sistemler var o sistemler güzel bir olay olmasa bile kendini dengeleyebilme adına dengeye getirir, ben bunu sürekli yaşadım diyelim, bir yerden sonra bilinçaltı diyor ki ya hep iniyorsun çıkıyorsun, adrenalin kalmadı. Ondan sonra şu safha başlıyor, sinirlenmeyeceğiniz bir olay oluyor, üzülmeyeceğiz bir olay, sinirleniyorsun öfke patlaması yaşıyorsunuz. Bu size ayrı bir döngü oluşturuyor ve bunu bilinçaltı bilinçli bir şekilde yapıyor çünkü nefesi bütünsel almamız lazım ya, gerildiniz hep sığ nefes ve o sığ nefesi bir şekilde bütünsele getirebilmek için bilinçaltı sıkışmış nefesi dışarıya atabilecek olaylar aramaya başlıyor, kendi kendine kendi kendine yer arıyor. Mesela, eve geldiniz aslında ortamda hiçbir şey yok, çocuklara olabiliyor genelde mesela neden bunu buraya yaptın? Neden ödevini yapmadın? Adrenalinin ve serotonin ile beraber çalışıyor derin bir nefes alıyor kendini dengeliyor ama tekrardan bir karma oluşturuyor. O yüzden serotonin ile adrenalinin daima dengede olması bunun için de farkındalığın yerinde olması gerekiyor.

Nefesle farkındalık nasıl başlar?

Nefes alıp verirken aslında öyle olmadığımız halde gergin ya da sinirli olduğumuzu hissettirecek şekilde nefes alıp veriyorsak an ’da kalmadığımızı hissetmişsek yani gelecek ve geçmiş arasında gelgitlerimiz varsa ve bunu gözlemlemişsek farkındalık burada başlar. Farkındalık nedir? diye sorarsanız, Tesla bobinine parmağınızı sokarsanız bütün elektronlar oraya yükleniyorlar. Neyi düşünürsen onu beslersin. Duyguyu beslersen duygu olursun, düşünceyi beslersen düşünce olursun, bedeni beslersen beden olursun. Hepsini birden beslersen kendini çıkartırsın ortaya. Eğer ben, bir durumda düşüncede miyim? Düşünceyi beslerken sığ nefes alıyorum, bundan kopmam için ne yapmam lazım? Hemen ortam değiştirip daha fazla yanlış nefes almaya başlıyorum. Yani, nefesi göğüste tutarak ağızdan hızlıca alıp vereceğiz. Daha çok nefes almaya başladı ne nefes hızlandırmaya başladı muazzam bir his var ama bir şey yapmıyorsunuz, bu anda durduğum yerde nefes almaya devam ediyorsun. Adrenalin sayısı yükseldi ve savaşmak için harcıyor ne kaçmak için harcıyor, ben öleceğim galiba? Ama ölmek istemiyorum. Benim 2 tane İlacım var serotonin ve endorfin şu anda onları almam lazım nefes tutuyorsunuz endorfin ve serotonin salgılanıyor. Eğer bir kişiye sinirlendiyseniz bir olayda gidip o kişiye sarılasınız gelir. Bakış açınızı, düşünceyi, negatif enerjiyi tamamen dağıttınız. Bedeninizde çıkan o gerginliği tamamen rahatlattınız. Bu rahatlatmayı ilaç kullanarak yapmanın en güzel yanı, bedenime bilincime hâkim olmam.

Nefes ve Tasavvuf birbiri ile ilişkilendirebilir miyiz?

Bizler, bize ait olmayan güzellikleri kendinize çekmiyoruz. Bizler bize ait olmayandan attığımız için onu özgürleştirdiğimiz onun farkına varıp bir dakika sen bana ait değilsin seni şöyle koyuyorum, tamam mı? Sana da Teşekkür ediyorum. Evren güzel frekanslarla dolu, benim üzerimde kıyafetler olduğu için o güzellikleri göremiyorum ama onlardan uzaklaştığım zaman, onları arındırdığım zaman güzellikler zaten hep benimle beraber. Arınmadan önce dağlar dağ idi, denizler deniz idi, nehirler nehir idi. Aydınlandıktan sonra dağlar dağ oldu, nehirler nehir oldu, ırmaklar ırmak oldu. (Lao Tzu) Yani aslında şunun farkına varmamız lazım, kâinat tek bir sesten meydana geldi;  HÛ ….

Hû’dan yaratıldın ve biz nefes alışverişlerimizde, nefesi burnumuzdan alırız bütünsel nefes, kalpten. Nefeste şu vardı, önce karnımızı şişirelim sonra göğsümüzü şişirelim. Ben ona şöyle söylüyorum, bir bardak cam bardak düşünün, nefes ebetteki cam bardağın ende binden başlar dolmaya yukarıya doğru bardağı boşaltırken de ilk önce yukarıdan bardak boşalır ve akar. Evet doğru olan budur ama burada yönlendirmek lazım çünkü nefesin başlangıç noktası burun bitiş noktası akciğer sonrası çaba size kalıyor. Siz onu kontrol altına alabiliyor musunuz? Onu kontrol altına alıp da nefise tam böyle kuyruk sokumunuza, o 7 çakradan, 7 nefis mertebesi diyorum ben ona, nefsi emareye kadar indirip yukarıya kadar çıkarmayı eğer marifet haline getirirseniz şunun farkına varıyorsunuz nefes alıyorsunuz ve nefes veriyorsunuz bir melodi çıkıyor ortaya bana şunu hatırlatıyor: Mevlâna derki, Allah’ım ben bir ney gibiyim, bana üfleyen sensin. Bir Neyi düşünün neyde 7 tane nota vardır, 7 tane delik vardır bedenimize 7 tane nefis mertebesi var, 7 tane çakra var, 7 tane beden var, bunlar çoğaltılabilir. Ben eğer tek bir çakradan konuşuyorsam, tek bir nefis mertebesinden konuşuyorsam, nefesi yarım alıyorsam oradan konuşuyorsan güzel bir melodi çıkmaz. Neyi üflerken tek bir nota üflersem eğer kulak bir yerden sonra tırmalanır, insan bir yerden sonra sıkılır bıkar ama bütün delikleri bütün çakralarım en güzel şekilde deneyimlersem muazzam bir melodi çıkar ortaya. O melodi zaten hücrelerde onu hissettiği için içerde Allah her an için bir ŞE’n dedir. Baktığın zaman rüzgâr kendisi için esmiyor görevini yapıyor, ağaçlar kendisi için meyve vermiyor. Bize baktığımız zaman bizde alışverişlerimizde bir hedef olmadan, düşünceye takılmadan duygu’ya takılmadan, bedene takılmadan bunu en güzel şekilde yaptığımızda vücutta muazzam bir titreşim alanı oluşuyor. Kalpte oluşuyor.

Bu Hal’in fiziksel bedene etkisi var mı?

Kanın pH’ını düzenliyorsunuz her şeyden önce, kanın pH 7.4 olması lazım. pH ne demek? asitlik bazlıktan bahsediyoruz. Beslenmemize de çok dikkat etmemiz lazım alkali, bazik beslenmeye özen göstermeniz gerekiyor.

Alkali Beslenme için ne yapmamızı tavsiye edersiniz?

Her şeyden önce bedeni, karaciğeri arındırmak gerekiyor. Karaciğer, bağırsaklar ikinci beyin dediğimiz kısım. Son yapılan araştırmalar bağırsak sisteminin etrafında da nöronların olduğunu söylüyor ve o bağırsak sisteminin etrafındaki sindirim sistemini etrafında şöyle söyleyeyim, beynimizden Pineal bezden, endorfin, melatonin, DMT, pinolenin, serotonin gibi 5 hormon salgılanıyor. Bunlar aslında huşuyu, huzuru, mutluluğu getiren hormonlar ama Serotninden bahsedersek serotoni’nin %20’si Pinael bezden salınırken %80’inin bağırsak sistemi etrafından salındığını söylüyor bilim adamları ve duygulardan bahsederken, … göbeğim çatladı tabirini kullanırız. Duygularımızın merkezi orası ve bağırsak sistemini etrafında 800’e yakın endokrin bezi var bu da 800’e yakın karakter, duygu demektir. Önemli olan bu duyguları kullanabilmektir. O nedenle, sistemin güzel hareket edebilmesi için bizim mutlaka bağırsak temizliğini de çok iyi yapmamız lazım. Örneğin, bir lavaboya bakın, lavabonun ana gideri kirliyse eğer su taşmaya başlar. Ben bağırsağımı temiz tutmazsam eğer bağırsakta bulunan atıkta bulunan zehirler tekrar bağırsak damarlarından kan dolaşımına katılıp bize gelir. Bunu ezotorik olarak baktığımızda, geçmiş duygular diye nitelendirilir bağırsak. Eğer duyguların atamıyorsan kabızlığın vardır. Doğru mu? Doğru, ama ben kabızlığı mı yenersem mi duygularım atarım? duygularımı atarsam mı kabızlığım olmamaya başlar? Hani Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan meselesi? bağırsak temizliği lavmanlar yapılabilir ama bu lavmanlar ilaçlı değil tamamen sirkeli sularla limonu sularda olabilir, uygun bitkisel müshiller kullanılabilir. Bağırsak temizliği için ardından karaciğer temizliği mutlaka yapılması lazım çünkü Karaciğer vücudun laboratuvarı. Karaciğer temizliği için akşamları aynısefa bitki çayı içebilirsin, bazik olan her şey karaciğer temizliğine de yardımcı olur. Bir süre 40 gün kadar bilinçaltı içinde derler ya sonra öğrenir bilinçaltı 21 güne kadar alışıyor 40.gün de artık tamam diyor bu benimdir. Bu onu kullanmaya başlıyor, 40 gün kadar alkali beslenebilir yani süt ürünlerinden uzak durulabilir protein olarak bakliyat alınabilir ama işte şöyle bir sıkıntı var bakliyatlarında genomu değiştirilmiş vaziyette. Orada daha sağlıklı bakliyatlar ile protein ihtiyacımızı karşılayabiliriz söyle karşılıklı baktığınız zaman bu çok uzun sürmesin diyorum, çünkü Normalde atıyorum A kadar protein ihtiyacım varsa benim ben 2 kilogram mercimekten alıyorum ama 2 adet köfteden de alıyorum, dolayısıyla bir süre mercimek yiyebilirsin ama devamlı yiyemezsin. Bir süre daha az protein ile beslenerek vücudu dinlendirebilirsiniz.  Açlık orucunu da tavsiye ediyorum, çünkü bedeni ne kadar aç bırakırsanız beden içerde kendine ait aslında olmayan şeyleri yemeye beslenmeye başlıyor içerde de zararlı şeyler öylece onları yok ediyoruz. O nedenle limonlu suyu, alkali suyu içmeyi yani bazik suları 7.4 olsun pH’a yakın olsun.

Bizlere tavsiye edebileceğiniz pratik nefes egzersizi var mı?

Mesela, metabolizmayı hızlandırmak için hızlı nefesler alınmalıdır. Yani, göğüs kafesinin bilinçli bir şekilde kullanılarak alınan nefesler metabolik hızı arttırır.

Bunun haricinde tavsiye edebileceğim “İştah Kesme Nefesi” var. 2-3 saat içinde yeme içme ihtiyacı karşılanır. Bu bilimsel bir çalışmadır. Ağzı açıp dili yukarı kaldırın ve dilin altına derin nefesler alın. Buradaki amaç dili biraz soğutmak. Bunu düzenli olarak, ağızdan Nefes alıp burundan Nefes ver şeklinde yapıyoruz. Bu esnada tükürük salgısı artacak. Dilinizin azı dişleri altında tükürük salgısı artacak ve uzun süre tükürük gelmeyecek. Buda uzun süre acıkmamanız için uygun ortam hazırlar.

Bunu 7 defa tekrarlayacağız yani ağzımızdan nefes alıp burnumuzdan nefes vereceğiz. Bu esnada ağzımızın içindeki tükürük giderek artacak. 10 dk. Sonra yemek yeme ihtiyacı olmayacak. Bu esnada başın dönmesi çok normal, bunun sebebi ya alyuvar sayısı çok az ya da böbrekler az çalışıyor olabilir. Bu çalışma ile bağışıklık sistemi de düzeltiyor.

Hep nefes diyoruz nefes almada burnumuzun fonksiyonu nedir, burun sağlığı ve temizliği için nelere tavsiye edersiniz?

Burun temizliği hakkında Kubilay hocamızın sıklıkla tavsiye ettiği “150 Yıl Yaşayabilirsiniz” kitabındaki tavsiyeyi sizlerle paylaşmak isterim. Mikhail Tombak kitabında derki, pek çok insan diş temizliği gibi burun temizliğinde de gereken önemi ve gayreti göstermiyor. Bu, yalnızca koku duyumuzun azalmasına ve düzgün nefes almamıza engel olmakla kalmaz, bedenimizdeki enreji dengesini bozarak başka sağlık sorunları da meydana getirir.

Antik Çin tıbbında burnun sağ deliğinden alınan nefes “Güneş Nefesi” ve pozitif olarak kabul edilirken (bedendeki pozitif yükü artırır); sol deliğinden alınan nefes “Ay nefesi” ve negatif olarak kabul edilir. Biyoenerji dengesini korumak için burnumuzun her iki tarafından rahatça nefes alabilmemiz gerekir.

Burnumuza giren tozlar, burun kanallarını kaplayan yapışkan sümüksü örtü tarafından kaplanır ve siliya denilen mikroskobik tüylerin hareketleri sayesinde dışarı doğru itilir. Burun mukozasındaki örtünün mikrop öldürücü özellikleri vardır ve pek çok bakteriyi öldürme yeteneğine sahiptir. Soluduğumuz hava öylesine çok toz içerir ki, ne yaparsak yapalım burnumuzu temizlemek için yeterli gelmez. Ayrıca, genellikle yan üstü yattığımız için burnumuzun bir tarafında diğerine kıyasla çok daha fazla toz birikir. Bu durum olağan, düzenli solumayı imkânsız hale getirir ve kanımızın bileşimini ve dolaşımını etkiler. Bütün bunlar da sonuçta uyku düzensizliklerine, sinir sistemi bozukluklarına ve sindirim sorunlarına yol açar. Müzmin soğuk algınlığından mustarip insanlar daha çabuk yaşlanır, görmeleri zayıflar, başlarına uğultu ve kulaklarında çınlama olur. Burnun iki tarafından düzenli nefes alamamak zaman içinde sağlığımızın genel olarak bozulmasına neden olur. Bu nedenle her yaşta, günlük temizliğimizin bir parçası olarak, burun deliklerimizi ve hava kanalalrımızı bir çözeltiyle yıkayarak temizlemeliyiz.

Bunun için: İki tutam tuz ve yemek sodası ile yarım çay kaşığı balı yarım bardak suda eritin. Bu çözeltiyi bir biberona (burun temizleme şişesi olamayanlar için) doldurun ve biberonun ucunda suyun kolayca akmasına olanak verecek genişçe bir delik açın. Burnunuzun bir deliğini başparmağınızla tıkayıp, diğer deliğe biberonun ucunu yerleştirin ve çözelti ağzınızdan çıkana kadar burun deliğinize suyu boşaltı. Aynı işlemi öbür burun deliğinize de uygulayın. Çözelti bitinceye kadar, ardışık olarak iki burun deliğinize bu işlemi yapın. Yöntemi iyice öğrendiğinizde suyun ve bileşenlerin miktarını iki katına çıkarabilirsiniz. Bu uygulamayı sabah ve akşam, haftada iki-üç kez yapın. Zaman zaman mikrop öldürücü etkileri ve güzel kokuları nedeniyle yarım bardak nane veya papatya çayı kullanılabilirsiniz.

Tıkalı Burun için yapabileceğimiz bir egzersiz var mı?

Önce elinizin başparmağı ile hangi burun deliğiniz kapalı hangisi açık olduğunu anlama için burun deliklerimiz sırasıyla kapayalım, hangisi tıkalı/kapalı ise o burun deliğimizi yine parmağımızla kapayacağız, tıkalı burnumuz elimizle tıkalı iken açık olan burun deliğimizden kuvvetlice 20 defa nefes alıp vereceğiz. Nefes alıp verdikten sonra açılıp açılmadığını kontrol edelim, eğer halen açılma yoksa nefes almayı işlemi 25’e çıkartıp 2 sn. bekledikten sonra tekrar yapalım. Yarın yine aynı işlemi deneyelim. Bir iyileşme yoksa doktora gitmenizi tavsiye ederim.

KAYNAK: İŞ’te İLHAM Dergisi
https://isteilham.com/evrendeki-en-buyuk-hediye-nefes-2-bolum/

BAĞIMSIZLIK YENİAYI

28 Ekim 2019 Saat 06.41’de Vedik astrolojiye göre Terazi Burcunun Swati yıldızında bir Yeniay oluşuyor. An haritasında Yükselen; Başak Burcunun 29 derecesiyle Çitra yıldızı. Mars Haşta yıldızında yükselene kavuşum yapıyor ve dördüncü evde Purva Aşhadha’daki Satürn-Ketu-Pluton’u ve sekizinci evdeki Uranüs’ü görünümde tutuyor.

Akrep burcuna henüz geçmiş olan Venüs; Vişakha yıldızında, retro öncesi yavaşlamaya başlamış Merkür’le ve Jyeşta’daki Jüpiterle kavuşum halinde.

Yeniay haritanın ikinci evinde oluşuyor ve sekizinci evde Aşwini’deki retro Uranüs’le derecesel olarak tam bir karşıt görünüm içerisinde.

Bu Yeniayla bir rüzgar esiyor ve değişim başlıyor. Swati yıldızı; bu rüzgara direnmenin, değiştirmeye çalışmanın anlamsız olduğunu söylüyor. Neyse ki zaten kimsenin de bir şeye direnecek gücü kalmamış durumda. Bununla birlikte Mars’ın Satürn-Ketu ve Pluton’a yapmış olduğu görünümü, kalan son enerjileri de hâlâ inatlaşma, intikam ve öfke olarak kullanmaya çalışılırsa da yine aynı şekilde kişi hiç anlamadığı ve ani bir şekilde kendisini kaosun, kavganın ve sonu hüsranla biten bir durumun içinde bulabilir.

Çitra yıldızındaki Yükselen; hesap kesme döneminde olduğumuzu da gösteriyor. Çitra yıldızı; imar-inşa, güzellik ve sanat yıldızıdır. Swati ise; hak, adalet, denge, uyum ve anlaşmadır. Yeniay’ın retro Uranüs’le karşıtlığı da işin içine girince; Yeniden, yenilenmiş, hızlı ve aniden, bir şimşek parıltısıyla işlerin bir anda değişeceğini, verilen emeklerin hızlıca karşılığının alınacağını, hastalıkların hızlıca şifasını bulacağını, ayrı düşmüş ruh eşlerinin-ikizlerinin kavuşacağını, haksızlığa uğrayan ve sonucu beklenen adli durumların hayırla bir sonuca ulaşacağını ve yine aynı şekilde haksızlığa uğranışmış her durumda adaletin yerini bulacağını gösteriyor.

Venüs’ün ve retroya başlayacak Merkür’le birlikte, sizin bile unutmuş olduğunuz emeklerin, bedellerin karşılığının alınacağı, geri dönüşlerin bolca yaşanacağı bir aya giriyoruz. Vişakha yıldızı, büyük bir azim ve gayretle kafasına koyduğu işi sonuna kadar götürür fakat bu azim gölge tarafıyla hırslı bir enerji de çalıştırır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, bencilce, kıskançlıkla ve hırsla davranma enerjisinin aktif olduğunu fark edip; “benim dediğim, benim istediğim olsun” haline girmeden, olaylara ve durumlara çözüm odaklı yaklaşmak.Niyet böyle olursa eğer, Vişakha yıldızının o muazzam kudretli enerjisinin Venüs’le birlikte, ne kadar derin olursa olsun; iyileştiremeyeceği yara, onaramayacağı bozukluk, alamayacağı kalp kalmaz.

Dört Kasım’da Yay yolculuğuna başlayacak Jüpiter’de giderayak Akrep’te düğüm noktasına ulaşacak ve herkesin kişisel haritasına göre kendisini gösterdiği hayat alanı değişmekle birlikte; kibir, kıskançlık, kontrolcülük, hırs gibi konularda alınması gereken dersler alındıysa o da hediyesini bırakarak yaklaşık on üç aylık Akrep yolculuğunu tamamlayacak ve bir daha Akrep’le buluşması on iki sene sonra olacak.

Purva Aşhadha yıldızı; mutlu olmayı seven, hayatın güzelliklerini gören ve bundan muazzam keyif alan bir yıldız. Fakat uzun bir süredir Satürn ve Ketu’nun bu yıldızdaki seyri, genel anlamda herkeste bir halsizlik, moralsizlik, bezginlik hali oluşturmakta. Mars’ın bu ikiliye olan görünümü de bu durumu arttırmakta. Fakat bu görünümler mutsuz, keyifsiz, bıkkın olalım diye değil elbette. Bilakis gerçek huzurun, lezzetin tadına varalım, kıymetini bilelim diye. Purva Aşhadha’nın gölge yönü, keyfi kaçmasın, düzeni bozulmasın diye mutlu olmasa bile öyleymiş gibi davranabilmesi. Çok kolaylıkla görmezden gelmesi, sorunları hasır altı etmesi… İşte Satürn ve Ketu bu noktada görmezden gelinen her bir noktayı, kör göze parmak şeklinde ortaya çıkardığı için ve Mars’da artık kaçılacak bir nokta olmadığını gösterircesine sıkıştırdıkça sıkıştırdığı için, keyiflerin kaçması normal oluyor bu durumda. Oysa ki “görmem gerekeni görmeye ve kabul etmeye ardından da yapmam gerekeni kolaylıkla yapmaya” niyet etmek bu sıkışıklığı hayra dönüştürmede oldukça yardımcı olacaktır.

İşte o zaman Swati’nin rüzgarı bizi savurmaz bilakis arkamızdan esen rüzgar olur ve gitmemiz gereken yere bir yelkenlinin denizde süzülüşü gibi keyifle hayat yolculuğunda seyretmemizi destekleyen tatlı bir rüzgar olur…

Zehra Merve Külünkoğlu / Kadim Bilgelik Okulu Astroloji Eğitmeni