Bitmek Bilmeyen Uykularımız

Uyuduğun artık yeter… Çok uyumadık mı? Uyku ölümün kardeşi… “Uyutulmuşuz yıllarca” derken, öldürülüşümüzün kabullenişi var bilinçaltımızda… Yani öldürüldük aslında… Failleri gözümüzün, hatta cümle alemin gözleri önünde iken, fail-i meçhul cinayetlere kurbanlar olduk teker teker…

Teklemeden, aksatmadan, atlamadan uyutuldu her bir fert… Uyanık kalpler farkına varsa da, günahların havadaki ağırlığından dolayı, teneffüs ederken aynı zehirden soludu. Solduruldu binlerce güller, laleler, çiğdemler, papatyalar, gelincikler… Hatta nilüferler… Kayıt altına alınanlara karşı kayıtsızlığımız bir humma gibi yayıldı dört bir bucağa… Ne şehir bıraktı, ne kaza, ne belde, ne de köy… Derinimize işledi, bizi biz olmaktan çıkaran “şey adına her ne varsa”ya olan duyarsızlığımız. “Bana ne mi” dedik? Hayır , dilimiz bunu söylemeye bile üşendi. Vurdumduymazlığın en dibine vurduk…

Üleşildi “ahlâk”a dair her neyimiz varsa… Var’ı “yok”tan saydık. “yok” olanı tac ettik başımıza. Aşımıza zehir adına ne bulduysak kattık. Ve bal niyetine yalayıp yuttuk bütün zehirleri… Ezildik de ezildik damarlarımızda dolaşacak kadar özümüze işleyen tarafından. Tarafsız kaldık zulme… Zulmedene kimi zaman alkış tuttuk… Bilerek mi, bilmeden mi bilinmez. Bilinmezlerin dehlizleri yutuverdi bizleri. Sözlerimiz asılı kaldı havada. Tutması kolay olmadı vermesi kadar. Vermemiz gerekeni bırakıp veremeyeceklerimizin hesabını yaptık yıllarca… Yıllanmış günahlar istiğfardan mahrum bırakılınca günah, günah olmaktan çıktı mabeynimizde. Ülfete ülfet ettik… Her bir cürüm sevapmışçasına işlenir oldu yarışvari bir surette.

Ne suyumuz kaldı içmeye, ne teneffüs edecek hava… “Hüve” var iken her bir cüzde, inkârına gittik fiiliyatımızla… İşin vahim yanı , bilmedik, bilemedik, burnumuzun dibindeki düşmanı, göremedik, görmezlikten geldik. Nefs Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih ediverdi her seferinde. Elinde olana kıymet biçmeden, olmayanın telaşına düştü. Ölüm de yoktu elinde ama, arşın arşın kaçtı… İnkârda inat edenlere tâbi oldu, sebepleri put eyledi gönlüne.

Gözüne gülleri değil, dikenleri seyrettirdi. Dikkat-i nazarından uzaklaştırarak bakması gerekenleri, lehviyatla doldurdu tertemiz yaratılmış olan ruhunu. İlim, bilenlerin değil, bilmeyenlerin dilinde pelesenk oldu, “pes” bile dedirtti ilmiyle âmil olana. Ol deyince olduruverene ne isyanlar, ne küfürler gidiverdi de O rahmeti sonsuz olan tehir eyledi azabını, tehir eyledi gazabını…

Ama şimdi vakit dar,
Mühlet dar
Dar-ı dünyada…
Hesap var,
Sorgu var,
Sual var,
Mizan var…
Daraldıysak bu kadar
Yakındır vaad edilen
Yakındır adalete medar…

Aynur Erden
Kadim Bilgelik Okulu
Kur’an Terapisi